ALMAN KONSOLOSLUĞU

          TARABYA ALMAN KONSOLOSLUĞU YAZLIK SARAYI

       Tarabya –Yeniköy yolu üzerinde ; 17 bin hektarlık bir alana yayılmış,mini bir koru niteliğinde günümüze en iyi korunarak gelebilmiş sefaret yazlığıdır.Otel tarafından bakıldığında fıstık çamlı tepeciği, şale tipi beyaz köşkleri, ve geniş arka korusuyla Boğaziçi’nin özel mekanlarından biridir..Sultan 2.Mahmut burada bulunan 2.Selim zamanından kalma Tarabya Kasrı’nı genişletmiş, ve imar etmiştir.Kırım Savaşı esnasında bu kasır hastane olarak kullanılmıştır.Tarabya Oteli’ne gelmeden sahilde yer alan arazi 1880 yılında Sultan 2.Abdülhamid tarafından Alman İmparatorluğu’na iki ülke arasındaki dostluğun bir nişanı olarak bağışlanmıştır. Cumhuriyet’in ilanından sonra büyükelçiliklerin Ankara taşınmasıyla kaderine terkedilen ana bina ancak 1990’ların sonunda kapsamlı bir restorasyon görmüştür.Cumhuriyetin ilanından sonra büyükelçilik binalarının Ankara’ya taşınması büyük bir mesele olmuştur. Zira Avrupalı büyükelçiler İstanbul ve muhteşem Boğazı bırakıp Ankara’ya gitmeye epey direnmişlerdir.19.Yüzyıl başında Boğaziçi’nin güzellikleri üzerine bir kitap yayınlayan Miss Pardoe Tarabya’da Sultanın da Hünkar Kasrı adıyla anılan bir dinlenme köşesi olduğunu yazmaktadır.Kırım Harbi esnasında İstanbul’daki ve Boğaziçi’ndeki bazı binalar müttefik askerlere kışla ve hastane olarak verilirken Tarabya Kasrı da İngiliz Askeri Hastanesi yapılmıştır.Sultan Abdülaziz zamanında Tarabya Kasrı Sultan Abdülmecid’in oğullarından şehzade Abdülhamid Efendi’ye verilmişti.(Sonradan padişah olacak olan Sultan 2. Abdülhamid Han )Abdülhamid Efendi bahçeyi imar etmiş ve burada yeni binalar inşa ettirmişti.

Alman Sefaret Yazlığı-Tarabya 22.05.2011

       Bir ziyareti sırasında  amcası Sultan Abdülaziz Tarabya Kasrı’nın yerine kagir (betonerme) yaptıracağım diye kasrı yıktırmış ve bir daha inşa edilemeyen bu köşkün arazisi de sonradan Sultan 2.Abdülhamid tarafından Almanya Devleti’ne verilmiştir. Sultan 2. Abdülhamid Tarabya Köşkü hakkında şunları anlatmaktadır :

“…sahilde şimdiki Almanya Sefareti yerinde benim bir köşküm vardı. Şehzadeliğimde yazın orada otururdum.Ahşaptı. Bir çok pavyonlar da yaptırmıştım..Köşkün bahçesini pek güzel tanzim ettirmiştim.O zaman bir benim bahçe bir de karşısında Çubuklu’da Fuat Paşa’nın bahçesi İstanbul’da meşhurdu.Pazar ve cuma günleri kapıları açtırırdım.Ahali gelir,millet bahçesi gibi  tenezzüh ederdi.Kilercilerden biri de siyah giyinmiş bir vaziyette bir tarafta oturur,ahaliden su falan isteyenler olursa ikram ederlerdi.Nadide çiçekler ve her türlü hayvanatı ahali seyrederdi.Bir gün amcam Sultan Abdülaziz hepimizi davet etti.Boğaziçi’nde Sultaniye Vapuru ile gezinti yapıldı.Benim köşkün önüne gelindi.Görmek arzu etti. “Benim için, köşkün teşrif-i şahaneleri ile ziyaret edilmesi büyük bir şereftir” dedim.”Müsaade buyurun da evvelce ben çıkayım hazırlık göreyim” dedim.Bir sandala atladım ve sahile çıktım.Bir araba ile köşke gittim..İkram için peynir, reçel ve dondurma vesair kahvaltı hazırlattım.Biraz sonra geldiler.Köşkü çok beğendiler. Hayvanatı gördüler,meraklı idiler.

        Bu köşk ahşap onu kagir yaptıralım dediler.Bense kagirden pek hoşlanmam, böyle ahşap olması bence daha iyidir,dedimse de yok yok olmaz dediler.Bir kaç gün sonra haber gönderdi.Köşkten çıktık.Yıktılar,Sonra da yapılmadı.Öyle kaldı.Ta ki ben tahta cülus ettim. Almanya Devleti’ne bir meseleden dolayı cemile olmak üzere terkettim.İşte o güzel mevkiide  bugün Alman Sefarethanesi var.”

Alman Sefaret Yazlığı-Tarabya 22.05.2011

         13 Mayıs 1880’de İstanbul’daki kraliyet elçisi, Sultan’ın kendisine ait olan park ve araziyi içindeki köşkle beraber Alman Kraliyet Elçiliği’ne yazlık ikametgâh olarak hediye  etmek istediğini belirten bir haberi merkeze bildirir. Bu  konu ile ilgili olarak Alman Kralı 1. Wilhelm’in Sultan Abdülhamid’e çektiği ve aslı Bonn’daki büyükelçilikte bulunan bir telgrafın fotokopisi bulunmaktadır. Telgrafın metni aynen şöyledir:

        “22 Mayıs 1880 Berlin-23 Mayıs 1880 Pera..Majesteleri Majestelerine sonsuz teşekkür ve saygılarını iletmekle şeref duyar.”

Yüzyıl önce Alman Sefaret Yazlığı ve sahili…

      Bu topraklar Almanlara verildiği  zaman arazi üzerinde bir kaç yüzyıllık ağaçlar mevcuttu. Arazinin 1884 tarihindeki değeri 500.000 Mark civarındaydı. Alman  sefarethanesinin yeni binaları 1887-1900 yıllarında yapılmıştır. Yazlık konutların müteahhitliğini İstanbul’daki Land&Building Co. firması üstlenmiştir. Sefarethane arazisinin sol tarafında bulunan yüksek gösterişli  fıstık ağaçlarının altındaki tepecik Osmanlı Devlet sınırları içinde ölen Almanların askeri mezarlığıdır. Mezarların büyük çoğunluğu 1.Dünya Savaşı’nda  hayatlarını kaybetmiş Alman Askerlerine ait.Korulukta sıra sıra  dizili mezar taşlarından bir tanesi, üzerinde bulunan Osmanlıca yazı ve ayyıldız sebebiyle diğerlerinden ayrılıyor.Bu mezar Osmanlı Ordusu’nda komutanlık yapmış Van Der Goltz Paşa’nın mezarıdır.

VAN DER GOLTZ PAŞA : Türkiye’ye ilk defa 1883 yılında Türk Ordusu’nu Prusya  usulüne göre örgütlemek üzere gelmiştir.1885’te Osmanlı Orduları  Erkan-ı Harbiye-yi Umumiye 2.Başkanı olarak atanmıştır.Tam oniki buçuk yıl Türkiye’de görev yapmış,1909’da 2.Meşrutiyet’den sonra tekrar Türkiye’ye gelmiş,,Türk Orduları’nın Makedonya’da düzenlediği bir büyük manevrayı yönetmiştir.

Golt Paşa Makedonya’daki askeri teftiş sırasında askeri heyetle.. Paşa’nın sağında Mustafa Kemal…

1914’te  71 yaşında mareşallikten  emekli olmuştur. 1.Dünya Savaşı başlayınca tekrar orduya çağrılmış, Alman savaş uygulamalarını eleştirince “padişah seni çağırıyor” denilerek Türkiye’ye gönderilmiş,1.Ordu komutanı, Yaver-i Ekrem ve son olarak da Irak’taki 6.Ordu komutanı iken orada tifüse yakalanarak 1916 yılında 73 yaşında ölmüştür.

 MOLTKE ANITI : 1835-1839 yıllarında Osmanlı Ordusu’nu yeniden örgütlemek için İstanbul’a gelen Helmuth Karl Bernhard Von Moltke Alman mareşali ve askeri strateji uzmanıdır.1835 ile 1839 seneleri arasındaOsmanlı ordusunda Müşavir olarak çalıştı. 24 Haziran 1839 Nizip Savaşında Osmanlı Başkumandanı Hafız Mehmed Paşa’nın maiyetinde Kurmay Subay olarak görev yaptı.  Onun bu görev yılları anısına  Konsolosluk korusunda bir anıt dikilmiştir.(1835-1839)

Sultan Abdülhamit Dönemi’nde izin alınarak bahçeye dikilen Moltke anıtı…

Altı binadan oluşan yapılar 1890-1910 yılları arasında yapılmış olup ahşaptır. Cadde duvarları 1955 yılında sahil yolu çekilirken,bahçe parmaklıklarının yerine yapılmıştır. Tabii ki estetik özellikten uzaktadırlar.Alman İmparatoru 2. Wilhelm  1889 ve 1898 yıllarında iki defa İstanbul’a gelmiştir.Tarabya’da burada misafir edildiğinden bahçeye mermer bir hatıra taşı dikilmiştir.1889 yılındaki İstanbul ziyareti ile ilgili olarak Yorgo L. Zarifi anılarında şunları yazar :  “Yunan Veliaht Konstantino’nun düğününden sonra Alman İmparator Poli ‘ye de uğrar.(İstanbul) Biz çocukların da Kayser’in gelişini görebilmemiz için babam imparatorların geçecekleri yolda  evi bulunan bir Türk’ün bizi misafir etmesini sağladı. Fakat Türk’ün pencereleri kafesli,yükseklik bayağı fazla,yol ise dar idi. Sultani arabalar o kadar hızlı adımlarla geçti ki  kırmızı bir fesin yanında  gördüğüm gümüş bir miğferin dışında hiç bir şey hatırlamıyorum. Annem ve babam bizden çok şanslıydılar. Sarayın bir penceresinde yer bulmuşlardı.Denizden Yıldız’a çıkan tüm geniş caddeyi önlerinde görüyorlarmış. İlk önce toz bulutlarını ve dik yokuşu sonuna kadar aynı hızla çıkmalarını sağlamak için nefes nefese kalmış  atları acımasızca kırbaçlayan arabacıları görmüşler…

               Wilhelm  bir hafta Yıldız’da kaldı. Bir akşam üstü Therapia’yı görmeye geldi. Biz de bilerek kendisini yakından görmek için oraya gittik.

Tarabya Alman Sefaret Yazlığı’nın içi..

            Therapia’nın okulları büyükelçiliğin girişinde yer almıştı.Boğaz’ın Avrupa yakasındaki belli başlı köylerde olduğu gibi Therapia’da da  sadece Hristiyan okulları vardı.Küçük Therapialılarla  öğretmenler arasında  ben de yer aldım. Kayser göründüğünde öğrenciler ona iki Yunan marşı okudular ve hiç kimse bu olayı yorumlamayı düşünmedi ! Bu olay o zaman için çok doğal bir şey gibi görünüyordu.

                Büyükelçiliğin parkına, İmparator’un ziyareti anısına bir anıt dikildi.Bu olay gerçekten tarihi bir olaydı.Zira Sultan bir yandan bundan böyle Almanlara güvenebileceğini, öte yandan ise Wilhelm Türklere dalkavukluk ederek Alman ticareti ve sanayisi için istifade edebileceği yeni bir  alan bulduğunu anladı….”

TARABYA’DA 1 KASIM 1918′DE GERÇEKLEŞEN TARİHİ BİR OLAY :

 ENVER-TALAT VE CEMAL PAŞALARIN KAÇIŞI :

         Osmanlı İmparatorluğu’nu 1.Dünya Savaşı’na sokan ve yenilginin baş sorumlusu olarak görülen Enver, Talat ve Cemal Paşa’ların İstanbul’dan nasıl kaçtıklarına dair ayrıntılı bilgiler ortaya çıktı.

         İmparatorluğun yenilgisini belgeleyen Mondros Ateşkes Anlaşması’nın imzalanmasından hemen sonra (30 Ekim 1918) ortadan kaybolan İttihat ve Terakki Partisi liderlerinin  İstanbul’dan ne zaman ve nasıl kaçtıkları şimdiye kadar farklı biçimde  açıklanıyordu.Almanya’da yaşayan araştırmacı yazar Dr. Mete Soytürk ünlü paşalarla birlikte toplam dokuz üst düzey İttihatçı’nın kaçışlarını bizzat organize eden Alman Deniz Kurmay Yüzbaşı Hermann Baltzer’in bu konuyu ele alan yazısını bularak Türkçe’ye çevirdi.

            Yüzbaşı Baltzer’in  paşaları 1 Kasım 1918 gecesi İstanbul’un çeşitli köşelerinden toplayıp,Tarabya’da demirli bulunan Alman torpido gemisine nasıl götürdüğünü ve oradan Sivastopol’a nasıl yolcu ettiğini  anlatan yazısı Kasım 1933′de “Orientrundschau” adlı dergide “Dünya Savaşı’nın üç büyük Türkü,Enver Talat ve Cemal Paşa’nın Romantik Sonları,1 Kasım 1918′den Bir Anı” başlığı altında yayınlanmış.

             İşgal altındaki İstanbul’dan üç paşa ve arkadaşlarını kaçıran Baltzer, bu olaydan sonra İstanbul’da 8 ay daha kalmış ve bu sürede sürekli İngiliz ve Fransız işgal güçlerinden subayların  sık sık “Paşaların ne zaman ve nasıl yurtdışına kaçtıkları” yolunda soruları ile karşılaşmış.

           Savaşın yenilgiyle sonuçlanmasının ardından iktidardan düşürülen İttihatçı liderlerle ilgili olarak “Galata Köprüsü üzerindeki sokak fener direklerine asılacakları” yolundaki söylentilerin ortalığı kapladığı sırada,İstanbul’daki Alman Akdeniz Filosu Karargahı’nda paşaların kaçırılmasına karar verildiğini belirterek yazısına başlayan Yüzbaşı Baltzer, yakın tarihimizin  bu ilginç dönüm noktasını  aşama aşama  anlatıyor :

           “PAROLA ENVER “

“1 Kasım 1918′de,İstanbul’da Alman Akdeniz Filosu Karargahı’nda Türkiye’nin 1914 yılında bizim yanımızda savaşa girmesini borçlu olduğumuz eski bakanlara nasıl bir yardımda bulunabileceğimiz konuşuldu.Bunun üzerine  karargahın en genç kurmay subayı olarak ben paşaların kaçırılması planını gerçekleştirmeye aday oldum.”

           Kaçırma operasyonuna akşam saat 21:00 sularında başladığını anlatan yüzbaşı,askeri demiryollarına ait bir motorla Eminönü’nden denize açıldıklarını,önce Moda İskelesi’nde, parolayı sorduklarında “Enver” cevabını aldıktan sonra Talat Paşa, eski İstanbul Valisi Bedri Bey ve beş kişi aldıklarını, ardından Arnavutköy’den yanında bir kaç kişi ile beraber Enver Paşa’yı, son olarak da Boyacıköy’den Cemal Paşa’yı alarak, Tarabya açıklarında bekleyen Alman torpidosuna götürdüklerini ayrıntılarıyla açıklıyor.

              Tüm yolcuların ellerinde küçük birer valizle geldiklerini, motora biner binmez feslerini çıkarıp, birer şapka taktıklarını yazan Baltzer, konuklarını geniş ve ferah kaptan kamerasına bıraktıktan sonra Tarabya’da oturan askeri rahibin evinde kalan gemi kaptanı Yüzbaşı Alfred Kagerah’ı çağırmaya gittiğini belirtiyor ve şöyle devam ediyor :

“Şimdi Almanya’nın başpiskoposu olan Rahip Müller bu geceyarısı ziyaretine epey şaşırdı.Biraz sonra kaptanı gemisine götürdüm ve Türk konuklarımızı mümkün olduğunca hızla Sivastopol’a götürüp,karaya çıkarma emrini ilettim.”

              “Kendilerini  belirsiz bir gelecek bekliyordu”

“Geminin kaptan kamarasındaki masanın etrafında sessizce oturan Türk konuklarımızın ellerini sıktım. Bu kişiler kendilerini belirsiz bir geleceğin beklediğini biliyorlardı.Fakat bir zamanlar Türkiye’nin en güçlü üç kişisinin sonunun bir kaç yıl sonra yabancı diyarlarda feci bir şekilde olacağını kimse bilemezdi” sözleriyle anlatan yüzbaşı, geminin 2 Kasım 1918′de gönderdiği telsiz mesajında Türk karasularını terk ettiklerini ilettiklerini anlatıyor.

             Araştırmacı Dr. Soytürk, 3 Kasım 1918′de Sivastopol’a varan yolcuların buradaki maceralarını da  orada Ruslar ile Almanlar arasında imzalanan barış anlaşmasından sonra deniz trafiğini denetlemek amacıyla görevli komisyonun başkanlığını yapan Alman Amiral Albert Hopman’ın anılarında bulmuş. Burada torpidonun 3 Kasım sabah 08’00′de Sivastopol Limanı’na girdiğini açıklayan Amiral, geminin kaptanının karargahına gelerek, paşaların yanında olduğunu, Almanya’ya gitmek istediklerini kaydediyor.

          “Gidip eski dostların elini sıkmak istedim, fakat gizlilik gereği bundan vazgeçtim” diyen Amiral Hopman, siyah gözlük takmış ve kılık değiştirmiş olan Enver Paşa’yla karargahının bulunduğu otelde karşılaştığını, ancak tanımamış gibi yaptığını anlatıyor.

         Amiral’in anlattığına göre Enver Paşa burada Almanlardan Kafkasya’ya gidebilmek için araç istediğini, olumsuz cevap alınca da bir Tatar yelkenlisi ile Karadeniz’e açıldığını  ve maceralı bir yolculuk sonunda hedefine ulaştığını açıklıyor.

            Bilindiği gibi Sivastopol’a 3 Kasım’da ulaşan paşalar, İstanbul’u bir daha göremediler. Enver’den burada ayrılan Talat ve Cemal Paşalarla arkadaşları Almanya’ya gittiler..Talat Paşa 1921′de Berlin’de,Cemal Paşa 1922′de Tiflis’de Ermeniler tarafından, Enver Paşa da 1922′de Ruslarla girdiği bir çatışmada vurularak öldürüldü…

Tarabya Alman Sefareti Yazlığı’nın içinden görünüm.

 FACEBOOK  SAYFAMIZ :

https://www.facebook.com/groups/302375059862275/

BEĞEN ve PAYLAŞ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*